28 Ağustos 2010 Cumartesi

28 ağustos da gün batarken...

1 gol ile kaçırdığım 15 lira değildi canımı sıkan... güneşin çam ağaçları üstünde kızıl kızıl batması bile neşelendirmedi... yemek yerken keyif alarak değil yaşamak için yediğimi fark ettim... keza su bile... fark ettim ki yemeklerden sonra sigara yakıyorum... bunuysa sabah kalkmaya uyanmaya çalışırken ellerimdeki odamdaki yastığımdaki kokudan fark ettim...

geldiğim gün yazmış kapıştırmıştım her sabah baktığım rafıma...

DONT FORGET WHO YOU ARE..!

fakat bakıyorum ki değişmişim... yine de elimden geldiğince mert oluyorum... zaman zaman kaçırsam da kendimi... 1 aydır odamda kendi kendimeyim... son 1o gündür akşamları odamda kelime bile edilmiyor... yabanileşirken kendime çevreme halen hayaller kuruyorum koskoca havalimanına inen uçağı... güvenlik kapısına doğru giden kalabalığı...

Saw things so much clearer
Once you...oh yeah...

az kaldı diyorum kendime benden götürdüklerini umursamayarak bu günlerin...

5 Ağustos 2010 Perşembe

bir salı... sadece salı...

biraz kafam güzel.
çıktım dışarı.
attım kendimi dışarı.
yolun en ortasından yürüdüm.
şarkı söyleyerek.
rüzgarla konuştum.
müzikle arama girince protesto ettim.
küstüm.
bir yıldıza baktım uzun uzun.
göz kırptım ona.
bağırdım seni seviyorum diye.
tepki vermedi.
devam ettim.
yürüdüm karanlığa.
ışıkları yanan şehre baktım iç geçirdim.
saydım baştan sona çıkamadım içinden.
karanlığa daldım sonunu düşünmeden.
karanlığa sövdüm aşkımdan.
garipsedim aşk kelimesini.
gülümsedim.
sonra.?
yürüdüm.
ve yürüdüm.
tek başıma.
karanlığa.
yürüdüm ben.

20 Temmuz 2010 Salı

20 temmuz 2010

benim için anlamı başında izin gülü höbeley... gibi bişiydi... akşama doğru gelen haberle törene katılacak olmam garip bir atraksiyon oldu...

kıbrıs barış harekatının 36. yılı... protokolde 5. sırada selamladım fazık küçük heykelini...

tebrik kabul ettim... 25 dakika sonra clark kent e taş çıkaran bir hızda sivilleri giydim... 2 saat sonra girnede mal mal dolaşırken buldum kendimi...

herkesi alırsanız göreve olacağı bu işte...

18 Temmuz 2010 Pazar

bir cumartesi daha..

17 temmuz... saat 16 00 suları... güneş tepede yakarken...

herşeye baştan bakalım aslında... gün 6 da başladı yine... zorla yataktan kalkarak... malum nöbetçi adam kontrol etmeli bölüğü... sabah kapımı çaldı bir ufak (?) rütbeli arkadaş... israr etti çıkalım diye... üşendim... planım çıkıp 1 2 ihtiyaç halletmek hamburger yemek ve dönmekti... zaten sıcak olduğundan bunu bile iptal edebilirdim... derken deniz... burdaki tek tutkum denizden gem vurdu... atladım tabi...

zorla ulaştık ortalama üstü bir otelin havuzuna ki taburdaki tüm rütbelileri bulduk orda... lanet ettim... yine mi..! boş boş kaydırak eğlenceleri yaptık... güldüm... sıkıldım havuzda sağa sola yüzdüm... yüzdüm... yüzdüm... yordum kendimi...

kendimi attım bir şemsiyenin altına... depresif melodilerim ortamı karartan gözlüklerim... sordum kendime asosyal miyim..?

garip bakışları ile havuzun kenarına oturup kızları süzerlerken ben ayak uydurmadım... uzaktan onları izledim... garipsedim... ben mi farklıyım yoksa saatlerce kesip duran aptal adam hareketleri yapan adamlar mı..? neden farklıyım..? who am i..? in flames in dediği gibi...

10 dakika kadar kaçtım kumsala... gözlüklerim, mp3 üm terliklerimle... yürüdüm... uçtan uca...

düşündüm... dalgalar ayağımı okşarken... güneş dalgaların üstünde dans ederken... kumlar ayağımın altından usulca kayarken... doğuya gitme ihtimalimi... karın altında çanta ile yürüme ihtimalimi... ellerime baktım kum yerine kan olduğunu düşündüm... ürperdim...

ve hatta seni düşündüm... sordum kendime burdaki siyah bikinilerden ne farkın var dedim..?cevap bulamadım ama düşündüm... düşündüm... düşündüm... durmadım uca gidene kadar düşündüm... kayalara ulaştım... ayağımla kuma 105 yazdım... dalgalar sildi... bir daha yazdım yine sildi... bir daha yazmadım... unutuldum... iz bırakamadım..!

çocukları izledim durdum... düşündüm kendi karanlık saatlerimi kendimi düşündüm... megadeth in my darkes hours çalarken...

dönerken kum sıçratan çocuklara baktım sakince... kum gelen gögüslerime baktım... 2 cm gelişen kollarıma... gögüs kelimesini düşündüm tahrik oldum... yabancı biriyle bir otel odasında ayaküstü seviştiğimizi düşündüm...

ürperdim... sordum kendime... ne farkın kaldı diğerlerinden dedim... önüme eğdim kafamı... bakamadım kızıl kızıl batan güneşe... utandım...kayaların ardından kaybolurken güneş... ben düşündüm... sadece geleceği düşündüm... düşündüm..!

13 Haziran 2010 Pazar

140 küsür

yorgun olduğundan mı bıkkınlıktan mı bilinmez... ayaklarını sürterek girdi binadan içeri... birden enerji doldu... ikişer ikişer çıktı merdivenleri... odasına doğru depar attı... koridorun yanmayan ışığına rağmen kilidi 3 saniyede açtı...

ilk iş bilgisayarın "on" tuşuna dokunmak... balıklara merhaba demek ve yem vermek... biraz sıcak mı ne... hemen sabit 27 dereceye getirmeli odayı... neden 27 sorusu saçma bu saatten sonra bana..!

üstündekini çıkardı... yeşil atlete 2 3 saniye baktıktan sonra derin bir nefes aldı... bırak artık sadece 2 3 saatin var hergün özgür olarak tadını çıkar dedi kendi kendine... yanlızlık kendi kendine ya da balıklarla konuşma gibi farklı takıntılara neden oldu sanırım... ya da eskiden beri var mıydı..?

oda soğur, bilgisayar açılırken tuzlu su olmasına rağmen vucudunun ürettiği tuzlu suyu atmak üzere duşa girdi... duvarlara yere dokunmadan... olabildiğince az temas ile...

sort t shirt... yine derin bir nefes... bilgisayarına baktı... sit com... evet neşelenmeliydi... 20 25 dakikayı da bu şekilde harcadık... dolabında zulaladığı şişelere doğru adım atarken komidin üzerindeki teleofon gözüne çarptı... duştayken arayan olmuş olabilir mi..? her an herkes herşey için arayabilir... gergin gözlerle baktı ekrana... boş...

ama bu gerginlik yine de yetti bile... jim beam in yarılanmış şişesini kafaya dikti... yanan boğazı, kıstığı gözleri... acıya alıştım aslında... ve yarım bir bardaktan sonra sivile biraz da özlemle bakmak üzere sosyal paylaşım (!) ağlarına doğru yol aldı... öncesinde saatinin 6:00 a kurulu olduğundan emin olarak...

iyi geceler..!

13 Mayıs 2010 Perşembe

61 gün.!

evet tam 2 ay... gün itibari ile... girdiğimde rezil odayı görüp ortamdaki kargaşayı görüp şaşırdığım nereye geldim ben düşünceleri yaşadığım gün... tam 2 ay geride...

sanırım 190 180 gün kadar kaldı... 6.5 ay... ve yaptığım tek bir normal iş yok...

özledim sıkıldım.. bunaldım.. sıcakladım... sorumluluklar altında ezildim...

ama durmak yok yola devam... fakat günden güne büyüdüğümü daha doğrusu olgunlaştığımı hissediyorum...

tıkla...

25 Nisan 2010 Pazar

nisan biterken.!

9 da uyanıp traş olmadığım bir günün askerlikte geçtiğine kim inanır ki sonra söylesem.. işte yazıyorum buraya..! sonra karper peynir çay domates ekmek kahvaltısı hemde odamda..!

öğlene kadar pinekleme..! öğlen gittiğim gazinoda önüme gelen yemek..

akşama kadar pinekleme... akşam maç izledikten sonra 1 paket çilekli süt ve portakallı pop kek ile yürüyorum odama doğru ay ışığı altında... son derece romantik bir ortam var..!

çilekli süt üstüne yarısı kadar malibu... portakallı pop kek... ve müzik...

alice in chains.. dirt..!